Doğu avrupa erkekler

Doğu Türkistan'da Çin hükümetinin asimilasyon politikası paralelinde Müslüman Uygur ailelerin evlerine Çinli erkekler yerleştiriliyor. 08 Kasım 2019 Cuma 14:12 İzlenme: 13285 Doğu Avrupa haberleri, son dakika doğu avrupa haber ve gelişmeleri burada. Almanya'da sömürülen mevsimlik ve sözleşmeli işçiler. Doğu Avrupa’daki Yahudilerin birçoğu büyük oranda Yahudi şehirlerinde ya da shtetl adı verilen köylerde yaşıyordu. Doğu Avrupa Yahudileri, çoğunluğun kültürünün içinde azınlık olarak ayrı bir hayat sürüyordu. Kendi dillerini, Almanca ve İbranice unsurlar içeren Yiddiş dilini konuşuyorlardı. Doğu Avrupa çoban köpekleri daha sakin bir mizacına sahip ve Alman çobanlar çok daha eğlenceli, daha aktif. Alman cinsinin çoban köpekleri, bir erkek için eş olarak daha uygundur ve Oryantal erkekler resmi işleri yürütmek için kullanılır. Karakter Veo Avrupa’da çoğu turistlik yer çok fazla bilinmeyip değer görmüyor fakat buralar gerçekten aşık olacağınız yerler! Bu güzellikleri görünce şaşıracaksınız! Hırvatistan’daki Plitvice Gölleri Milli Parkı’ndan, Ermenistan’daki Tatev Manastırı’na, Doğu Avrupa’da gezilecek yerler listesini sizler için derledik. Doğu Avrupa'nın fakir ülkelerinden bir tanesi olan Moldova'da bir gece kulübünü ziyaret ettiğinizde sadece kadınların eğlendiğini görebilirsiniz. Özellikle erkek bulmak için bu kadınlar gruplar halinde diskolara giderek buralarda kendilerine uygun eş bulmayı düşünmektedirler. Doğu Avrupa'da ise virüsün en çok uyuşturucu şırıngaları aracılığıyla HIV taşıyan kadın ve erkeklerin sayısının 35 milyon olduğunu açıkladı. doğu avrupa erkekle çıkma Doğu avrupa erkekle çıkma, gidilecek yön konusunda anlaşmazlıklar çıkmaktadır. BBC, Erkekkle Birliği vatandaşı Doğu Avrupalı kadınları ... Doğu Anadolu bölgesinden doktor eş arayan bayanlar ve doktor evlilik arayan erkekler burada tanışıp evleniyor. ... Hoş geldiniz.Evlenmekse niyetiniz doğru yerdesiniz.Türkiye ve Avrupa’da bir ilk ! ... evlenmek isteyen erkekler ve evlenmek isteyen bayanlar için İnternet’te eş aramak için bulunan insanlar için çok faydalıdır. Türkiye'de erkekler kadınlardan 3 yıl geç evleniyor. Türkiye'de ve Doğu Avrupa bölgesinde evden ayrılma yaşının genelde evlilik yaşına bağlı olduğu gözlemleniyor. Türkiye'de erkekler ... Doğu Akdeniz’deki doğal gaza ilişkin ihtilafların ancak uluslararası hukuk temelinde ve birbirleriyle yapılan dürüst diyalogla çözülebileceğini söyleyen Maas, 'Gerilimler sadece Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki ilişkiyi etkilemekle kalmıyor.

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.05.07 12:36 erotikurunler Orviax - Geciktirici - Sertleştirici - Büyütücü - Performans Kapsülleri

Orviax - Geciktirici - Sertleştirici - Büyütücü - Performans Kapsülleri

https://preview.redd.it/7lqrlnu1prw21.png?width=600&format=png&auto=webp&s=1197d4298167a7681c3748bf2b0b133492320062
TELEFON & WHATSAPP İLETİŞİM VE SİPARİŞ HATTI : 0533 695 02 04

Orviax - Geciktirici - Sertleştirici - Büyütücü - Performans Kapsülleri

ORVİAX İLE ERKEN BOŞALMAYA VE SERTLEŞME SORUNUNA KESİN ÇÖZÜM !!!

Orviax ereksiyon hapı milyonlarca erkeğin gönül rahatlığıyla kullandığı bitkisel güç takviyesi, geciktirici ve sertleştirici hap
Erkekler bazen cinsel birleşme esnasında gecikme problemi yaşar veya sertleşme sıkıntısı çeker bunun bir çok nedeni var
Psikolojik olarak kendini odaklayamamak, daha önce hastalık geçirmiş olmak, penis metobolizmasının yetersiz olması gibi nedenler
- Tamamen Doğal ve Bitkisel
- Daha Uzun ve Daha Kalın
- Daha İri ve Görkemli
- % 100 Daha Sert Ereksiyon
- Arttırılmış Cinsel İlişki Süresi
- Daha Fazla Cinsel Enerji
- Daha Uzun, Daha Yoğun Orgazmlar
- Daha Kaliteli Spermler
- Daha Fazla Sperm Sayısı
- Maximum Gecikme
- Heran Hazır Vaziyette.
Gecikme veya sertleşme problemi için birçok ilaç türü bulunmaktadır ancak
bazıları bitkisel değiller ve tam olarak istediğiniz etkiyi alamazsınız
fakat orviax ile 15 - 20 dk. ya varan maksimum gecikme süresi yaşarsınız
ve hiç bir yan etkisi yoktur.
Ereksiyon bozukluğundan şikayetçi milyonlarca erkekten biri misiniz?
Her seferinde cinsel tatmine mi ihtiyacınız var?
Diğer erkek güçlendirici hapların cinsel hayatınızı yönetmesinden sıkıldınız mı?
Cevabınız evet ise yalnız değilsiniz sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, stresli ve yorucu çalışma koşşulları ilerleyen yaşınızın etkisi ve bir çok nedenden dolayı sertleşme, erken boşalma ve gittikçe küçülen penis boyu problemi yaşayan erkekler artık partnerlerindenn utanmak veya onlara mazeretler uydurmak zorunda değil.
Hepsi Orviax sayesinde!
Cinsel Organ ve ereksiyonunuzu geliştirir.
Size daha sert ve daha sık ereksiyon sunar.
Daha yoğun orgazm yaşamanızı sağlar.
Ereksiyonlarınızın daha uzun sürmesini sağlar.
Ereksiyonun daha kolay ve daha güvenilir olmasını sağlar.
İstek, güç, mutluluk ve performansı artırır.
Genel cinsel hayatın gelişimi ve Cinsel Organ hassasiyetini arttırır.

KULLANIMI

İlişkiye girmeden 30 - 45dk Önce 1 Kapsül orviax almanız size 12 ila 24 saat etki süresi verecektir.
Tavsiye Edilen Dozaj :
Genellikle 1 bardak ılık su ile alınan 1 kapsül; ereksiyon ve sertleşmede maximum etki yaratır, cinsel istek katkat artarak penis hacminde bir miktar büyüme meydana gelir, bunun yanında erken boşalma 15 ila 20 dakika arasında önlenmiş olur. ürünün etkisi kullandıktan 20 ila 30 dk sonra başlar. Not: Tedavi amaçlı ve peniste 5 cm büyüme ve kalınlaşma için 3 kutu kullanılmalıdır tek kapsülde penis hacmindeki büyüme kalıcı değildir 24 saat sonra penis eski halini alır yani ilişki öncesinde kullanılan 1 kapsül 24 saat boyunca yaşadığınız ilişkilerde ereksiyon, sertleşme ve erken boşalmada etkisini korur.

TAMAMEN DOĞAL VE BİTKİSEL

Orviax™ formülü tamamen saf doğal içerikler kullanarak hazırlanmıştır.
Bu önemli özelliği istenmeyen yan etkiler ve RX erkek cinsel güç artırıcı ürünlerdeki sağlık risklerinden endişe etmeden Orviax’ı gönül rahatlığı ile kullanmanızı sağlar.
Orviax™ piyasadaki tüm tıbbi ürünlerden daha güvenli olup, daha hızlı ve uzun süreli etkiye sahiptir.
Eşler artık yatakta birbirlerine daha içtenlikle sarılabilir.
Bununla birlikte, Orviax™ tamamen doğal olduğundan, sipariş vermek için doktor reçetesine sahip olmanız gerekmez. Orviax™ erkeklerdeki sertleşme bozuklukları ile mücadele eden 11 benzersiz bitkisel içeriğin araştırmalarla kanıtlanmış karışımını kullanır.
Aşağıdaki bitkisel içeriklerin benzersiz bileşimine bir göz atıp ve her bir içeriğin nasıl sertleşme bozuklukları ile mücadele ettiğini ve cinsel performansınızın nasıl artırdığını görün.
Orviax™ formülü Uzak doğu, Avrupa ve Güney Amerika’da özel iklim şartlarında yetiştirilen güçlendirici afrodizyak bitkisel konsantrelerinden oluşturulmuştur.
Orviax™ tamamen bitkisel içeriği ile cinsel faaliyetleri tetikler, sertleşmeyi geliştirir ve korur ve testiste sperm üretimini artırır.
Orviax™ içerikleri bu bölgelerden sadece güçlendirici bitki yetiştiricilerinden temin edilmektedir. Ürün üstün kalite nitelikleri katan patentli proses yolu ile konsantre hale getirilmektedir.
Bu bitki özleri endüstri standartlarına kıyasla 15 kat daha fazla konsantre edilmektedir.
Patentli Orviax™ üretim projesi araştırmalarla kanıtlanmış
anlık ve uzun vadeli avantajların sağlanması için normal direncinden 17 kat daha yüksek içeriklere sahiptir.
Damiana :
Damiana, Mayalar döneminden bir Orta ve Güney Amerika’ da kullanılmakta olan bir afrodizyaktır.
Cinsel güçlendirici, sertleşme fonksiyonunu geliştirici ve orgazm güçlendirici yöntem olarak saygınlığını binlerce yıldır korumaktadır.
Damiana kullanımı üzerine yapılan klinik çalışmalar cinsel faaliyetlerde bir artış meydana geldiğini göstermiştir.
Keşiş Külahı :
Uzak Doğuda yüzyıllarca kullanıldıktan sonratıp doktorları Keşiş Külahının libido’yu yükselttiğini, sertleşme fonksiyonu geliştirdiğini, cinsel gücü yapılandırdığını ve hisleri artırdığını belirtmektedi. doğal olarak, Keşiş Külahı Cinsel gücünü ve dayanıklılığını doğal yöntemlerle serbest bırakarak işlev göstermektedir.
Afrodizyak niteliğinde Icariin adlı aktif madde içerir İcariin tıpkı Viagra’ nın yaptığı gibi PDE-5’ in vücutta kalmasına yardımcı olur.
Ashwagandha :
Ashwagandha cinsel canlılık için adaptojen ve teskin edici olarak kullanılır. Bazıları Ashwagandha’yı geleneksel Çin tıbbında ginseng kullanımı gibi ayurveda tıbbında Hint ginsengi olarak adlandırmaktadır.
Ashwagandha, bir holistik tıpta Hint sistemi olarak ayurvedada kullanılmaktadır.
Kök genel olarak adaptojenik özellikleri ile tanınmaktadır. Adaptojen vücudun direncini hissi ve fiziksel strese karşı artıran fizyolojik bir maddedir.
Ayurvedik hekimler geleneksel olarak Ashwagandha’yı rahatlamayı ve hissi dengeyi geliştirmek için kullanırlar.
Ashwagandha‘yı erkek vücudunda bir rahatlatıcı ve stres azaltıcı madde olarak işlev görmesi için Orviax™’ de kullandık. Bu şekilde ürün vücudun doğal yollardan ereksiyon sağlamasına yardımcı olur.
Avena Sativa :
Avena Sativa tehlikeli yan etkiler olmadan farmasötik ereksiyon geliştiricilere popüler doğal bir alternatif haline gelmektedir.
Avena Sativa özü kan içinde bulunan testosteron maddesini serbest bırakarak daha aktif hale getirir.
Avena Sativa hem erkek hem de kadınların daha hızlı ve etkin şekilde uyarılması için kullanılır.
Erkeklerde cinsel iktidarsızlık ve erken boşalma tedavisi için çok etkilidir. Kadınlarda cinsel isteği artırır.
Bu bitki aynı zamanda beyin ve sinir sistemi için de rahatlatıcı bileşenler içerir.
Gingko Biloba :
Ginko Biloba beyin toniği olarak bilinir ve tepki sürelerini artırıp zihin açıklığını geliştirerek kısa ve uzun vadeli hafızayı açar.
Ginkgo Biloba faydalarından ötürü bitki Alzheimer rahatsızlığı ve diğer serebral yetersizlik semptomlarına sahip olan yaşlı hastaların tedavisinde kullanılmaktadır.
Ginkgo biloba’nın diğer faydaları arasında tansiyon ve çarpıntıyı düşürmesi ve enerjiyi yeniden yapılandırılması sayılabilir.
Erkek cinsel gelişiminden önce metal ve fiziksel gerilimi ortadan kaldırması amacı ile Orviax™ ‘a Ginko Biloba kattık.
Kore Ginsengi :
Kore ginsenginin ana aktif maddeleri ginsenosidlerdir.
Bu steroid benzeri bitki kökenli kimyasallar ginsenge stres etkilerine karşı koyucu özellikler katan adaptojenik özelliklere sahiptir.
Glikositler adrenalin bezleri üzerinde çalışıp adrenal hipertrofi ve strese karşı aşırı kortikosteroid üretiminin engellenmesine yardımcı olur.
Ginsenositler beyindeki nöron vericilerinin protein sentezini ve aktivitesini artırır. Ginseng kan damarı oluşumunu tetiklerken hafıza ve algılama yeteneklerini geliştirerek beyindeki kan dolaşımını da geliştirir.
Ginseng aynı zamanda Viagra’ya benzer bir yöntemle erkek organlarındaki kan dolaşımını da geliştirir.
Ginseng aynı zamanda şeker hastalığı, migren, enfeksiyon gibi rahatsızlıklara karşı aynı zamanda radyasyon ve kemoterapiden korunma ve uykuya yardımcı olma ve iştah açıcı olarak da kullanılır.
Kore ginsengi panakstriol gibi steroidler içerir.
Sterodiler vücutta doğal olarak bulunan anabolik steroidlere de yapısal olarak belirgin şekilde benzerdir.
Bu Kore ginsengini anabolik steroidlere doğal alternatif arayan atlet ve vücut geliştirme sporcuları için ideal bir bitki haline getirir ve ayrıca doğal yollardan ereksiyon sağlamak ve libido seviyelerini artırmak isteyen erkeklere de yardımcı olur.
Maca :
Bezel sistemi destekleyen Peru Ginsengi olarak bilinir.
Bu bitki cinsel sağlığın iki fonksiyonuna yardımcı olur:
cinsel performansı ve isteği artırır ve aynı zamanda dayanıklılık ve enerji seviyesini yükseltir.
Lepidium meyenii veya maca Bolivya ve Peru’nun yüksek And Dağları’na özgü bitkisel iki yıllık (bienal) bitki veya yıllık bitkidir (bazı kaynaklarda adı çok yıllık bitki olarak da geçer).
Bitki sebze kökü ve tıbbi bitki olarak kullanılan etli hipokotili (aslında kaynaşmış hipokotil ve kazıkök) için yetiştirilir.
İspanyol ve Quechua adları arasında maca-maca, maino, ayak chichira ve ayak willku’da bulunur.
Maca, yüzyıllardır And Dağları’nda insanlar tarafından kullanılıp hasat edilmektedir.
Savaştan önce İnka savaşçıları tarafından yenmekte ve İspanyol kraliyet vergilerinin bir çeşit ödeme şekli olarak kullanılmaktaydı.
Uslan Üniversitesi Üroloji Departmanı tarafından yapılan bir çift – bilmez çalışma "sertleşme bozukluğuna karşı Maca etkinliğini" araştırmıştır.
Elde etmiş oldukları sonuç “Elimizdeki veriler kırmızı ginsengin erkek sertleşme bozukluklarının tedavisinde etkin bir alternatif olduğunu ortaya koymuştur” şeklindedir.
Maca‘ nın kilit içerik maddelerinden biri beyne ve Cinsel Organa giden kan akışını hızlandıran ve kan dolaşımı sağlayan ve sperm üreten ginsenoiddir.
Rus bilim adamları Ginseng’ in fiziksel ve mental faaliyetleri geliştirdiğini ve atletik performansı artırdığını ve cinsel bezler üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu bildirmişlerdir.
Cinsel iktidarsızlık ve erken boşalma ile mücadele için kullanılan Maca aynı zamanda vücudu canlandırıp enerji sağlarken kan basıncını da normalleştirir.
Muira Puama :
Aynı zamanda “iktidar ağacı” olarak da adlandırılan Muira puama Brezilya Amazonlarına özgü 15 feet (5 m) boyunda küçük bir ağaçtır. Kabuk ve kök kısımları Muira Puama’nın kullanılan ana kısımlarıdır.
Yerliler muira puama’yı iktidarsızlık, yorgunluk, nöromusküler problemler ve romatizmaya karşı kullanır. Muira Puama'nın botanik adı Ptychopetalum olacoide’tir.
Muira Puama’yı mara puama, marapuama ve marapama gibi farklı şekillerde telaffuz edilirken duyarsanız şaşırmayın.
Kökü ve kabuğu Güney Amerika’nın Rio Negro bölgesinde yerliler tarafından çok çeşitli hastalıklara karşı kullanılmaktadır ve cinsel bozukluklara karşı bitkisel tedavi olarak şöhreti epeyce artmıştır.
Saw Palmetto (Ptychopetalum) :
Saw palmetto özü Serenoa çiçeği meyvesi özüdür.
Yağ asitleri ve bitki sterolleri açısından zengin olup benin prostatik hiperplazi tedavisi konusunda umut vericidir.
Amerikan Yerlileri meyveyi besin için aynı zamanda da çeşitli üriner ve üreme sistemi sorunlarına karşı kullanmıştır.
Avrupalı koloniciler saw palmetto kullanımını öğrendiler.
Bitki zayıflık, zorlu hastalıklardan kurtulma ve üriner problemler de dahil olmak üzere birçok rahatsızlıkta en az 200 yıldan veri kaba özüt olarak kullanılmıştır. Örneğin, Editör Fizikçi H. W. Felter bitki hakkında "Saw palmetto sindirim borusu üzerinde iyi etkilere sahip sinir yatıştırıcı, balgam söktürücü ve besleyici toniktir...
Direkt etkisi doku kaybı yaşanmaya başladığında üreme organları üzerinde yoğunlaşmaktadır..." diye yazmıştır.
Serenoa çiçeği veya Sabal serrulatum olarak da bilinen Saw palmetto, genellikle benin prostatik hiperlazi (BPH) ile ilgili rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır.
Saw palmetto’nun tıbbi içerikleri Carolinas ve Florida’ dan California’ ya kadar güney Birleşik Devletler sahil bölgelerine özgü olan Amerikan cüce palmiyelerin kısmi olarak kurutulmuş olgun meyveden alınmıştır.
BPH erkeklerde yaşlanmanın evrensel sonucudur.
Prostat bezi genişledikçe, obstrüktif ve kızartıcı semptomlara neden olabilir; yine de, prostat bezinin boyu hastaların yaşayabileceği türden değildir.
Erkek organ güçlendirme ve yaşlanma geciktirici kaliteleri için Orviax™ ‘ye Saw palmetto ekledik.
Tribulus Terrestris :
Tribulus terrestris tropik iklimlerde yetişen bir bitkidir.
Bitkinin en ilginç parçası kökünde bulunur.
Bu bitki dünya çapında çok çeşitli hastalıklar için kullanılmaktadır. Bitkisel tamamlayıcı diüretik, antiseptik, antienflamatuar ve psikolojik iyileştirici tonik olarak kullanılmaktadır.
Tribulus terrestris en belirgin avantajları cinsel bozuklukların tedavisidir.
Bitki Asya ve Bulgaristan’ da yıllardır libido ve kısırlık sorunlarının tedavisi için kullanılmıştır.
Tribulus terrestris erkeklerde libido seviyesini yapılandıran ve aynı zamanda ereksiyonu geliştiren ve süresini uzatan hormon içermeyen bir bitkidir.
Tribulus terrestris aynı zamanda sperm miktarını ve hızını artırmaktadır.
Şu şekilde başarır:
Tribulus terrestris lüteyinleyici hormon (LH) seviyelerini artırarak testosteron seviyelerini fırlatır.
LH vücuda doğal testosteron salgılaması için sinyal gönderen hormondur. Günde 750 mg tribulus terrestris alan bireyler üzerinde yapılan bir çalışma LH seviyesinin %72 arttığını göstermektedir.
Serbest testosteron %41 oranında artmıştır. Bu testosteron seviyesindeki artış Orviax™’ nin içine Tribulus Terrestris'i katmamızın nedenidir.
L-Arginin :
Bunu bilim adamları "Mucize Molekül" olarak adlandırmaktadır çünkü güçlü sağlık seviyesi geliştirici özellikleri onu şu ana kadar keşfedilmiş en güçlü amino asit yapmaktadır.
Kan basıncını düşürürken, kan dolaşımını ve erkeklerde sperm ve semen hacmini artırır.
Özellikleri 1998 Nobel Tıp Ödülü ile tanınmıştır ve o tarihten beri doğal tıpta çığır açmıştır.
L-Arginin vücuttaki nitrik oksit miktarını güvenli şekilde artırır.
Nitrik oksit Cinsel Organ içindeki kan damarlarının sulandırılmasına, kan akış hızının artırılmasına ve ereksiyonu sürdürmenize yardımcı olan damar genişlemesini (vazodilatasyon) sağlar.
Protein sentezini hızlandırır ve iyileşme, vücut geliştirme ve sperm üretiminin gelişmesine yardımcı olur.
submitted by erotikurunler to u/erotikurunler [link] [comments]


Libya Gerçekleri  Avrupa, NATO, Orta Doğu  #15 Doğu erkeği vs batı erkeği - Scorp Doğu Avrupa ve Batı ülkeleri arasındaki sosyal uçurum ... İyi aile kızı Mürvet part. 1 - Avrupa Yakası - YouTube AVRUPA'DAN DOĞU AKDENİZ KARARI - Türkiye'den İlk Açıklama ... Anlatsın.com - YouTube Türkiye - Slovenya 18 Yaş Altı Erkekler Avrupa Şampiyonası Yarı Final Özeti #FIBAU18Europe

Türkiye'de 'evde kalanlar' kadınlar değil erkekler: Avrupa ...

  1. Libya Gerçekleri Avrupa, NATO, Orta Doğu #15
  2. Doğu erkeği vs batı erkeği - Scorp
  3. Doğu Avrupa ve Batı ülkeleri arasındaki sosyal uçurum ...
  4. İyi aile kızı Mürvet part. 1 - Avrupa Yakası - YouTube
  5. AVRUPA'DAN DOĞU AKDENİZ KARARI - Türkiye'den İlk Açıklama ...
  6. Anlatsın.com - YouTube
  7. Türkiye - Slovenya 18 Yaş Altı Erkekler Avrupa Şampiyonası Yarı Final Özeti #FIBAU18Europe

To be notified of new videos instantly; Subscribe! https://goo.gl/ko8TXT Yeni videolardan anında haberdar olmak için; Abone olun! https://goo.gl/ko8TXT İzle video. The Truth About Libya Europe, NATO, Middle EAST #15 Hello, Today I will talk about Libya. Libya is very important because of rich in oil and gas, big land, fewer people and a gate to Europe or ... Türkiye - Sırbistan (2.Yarı) 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası-8.Maç (YARI FİNAL) [Türkçe Anlatım] - Duration: 1:30:01. Doğu Cem Gürcan 77,912 views AVRUPA'DAN DOĞU AKDENİZ KARARI - Türkiye'den İlk Açıklama AB'nin Doğu Akdeniz kararı sonrası Türkiye'den ilk açıklama AB'de dün Doğu Akdeniz konulu görüşme g... 44. bölümün tamamı için; https://www.youtube.com/watch?v=oreT3W9wfM0&list=PLDBem4OrlfAOG8HDN4ppk_wCIku8zl6us&index=44 Yapımını Plato Film'in, yönetmenliğini ... Avrupa Birliği son yıllarda bir hayli genişledi ancak Doğu Avrupa ve Batı ülkeleri arasında hala sosyal açıdan demir bir perde bulunuyor. Sosyal farklılıklar... L'Oréal - Afrika, Orta Doğu, Doğu Avrupa Bölge Eğitim Koordinatörü Zeynep Yazgönül - Playlist. ... L'Oréal - Güzelliğe Liderlik Eden Erkekler - Levent Allovi, Engin Görsöz, ...